Uçmak Varken Yürümek Niye?
kitabının yazarı Isha Judd, ‘ben’i sevme sanatını öğretiyor…
“Birini kayıtsız şartsız
sevebilmek için, önce
kendini sevmen gerekir. Kendini olduğun gibi kabul etmeden, başka birini
benimseyemezsin...
Memnuniyetsizliğin
eninde sonunda tek çaresi kendini sevmektir ve bu içsel sevgi bilincini
geliştirerek olur.
Bu sevgi dışarıya da ayna olup bütün ilişkilerimize yansıyacaktır.
Hoşnutsuzluk, özlem ve sonsuz arayış yerine içinde olduğumuz anda sihir ve güzellik
algılamaya başlamalıyız.
JuAslen Avustralyalı
olan Isha Judd, 10 senedir Güney Amerika’da yaşıyor.
Tüm Güney Amerika’da “Barış Elçisi” olarak bilinen Isha’nın
çalışmaları oldukça enteresan. Yüksek güvenlikli mahkumların rehabilitasyon
programı ve Kolombiya Hükümeti ile yapmış olduğu eski gerilla askerlerinin
tedavi edilerek topluma kazandırılması gibi projeler yürüten Isha, dünya
medyasının ilgisini üzerinde topluyor.
Isha’nın
sistemini, “pozitif düşünce
gücü”
konseptiyle karşılaştırmak mümkün
olabilir ancak “pozitif düşünce” bize ancak belli bir noktaya kadar yardım ediyor: “İnsan
bilinci negatif düşünce kırıntılarıyla
o kadar dolu ki, pozitif kıvılcımların orada
barınması zor gelebilir.
Sen pozitif düşünmeye
çalışırken bir yanın hep kuşku duyar, eleştiri ve sorularıyla pozitif düşünce gücünü
yıldırmaya çalışır...
Isha, bireyin yüzeysel duygularından ziyade daha derinlere
iniyor, bilinçaltındaki sevgi bilincini açığa çıkarmaya çalışıyor.
Derinlerde yatan sevgi incilerini keşfeden birey, kendini
“kusursuz” olduğuna inandırmak zorunda kalmıyor çünkü otomatikman çevresindeki
güzelliklerin farkına varıp hayatın pozitif ışınlarını kendine çekiyor. Şimdiki
anı kucaklayan insan, kendini kucaklamayı da öğreniyor...
Modern insan, kendini tanımlarken meslek, ilişki ve
toplumsal konumunu referans gösteriyor ama aslında bireyin değerini ölçmek bu
kadar basit olmamalı. Özüne dönüp iç sesini dinleyen birey, kendi sonsuz potansiyel
ve kusursuzluğunun farkına varacaktır...
Uçmak Varken Yürümek Niye?
bireyin kendine olan
güvenini arttırmak için bir kişisel gelişim kitabı olarak algılanabilir ama
Isha bu çalışmanın çok daha fazlasını vadettiğini söylüyor.
Çoğu zaman içimizdeki aşağılık kompleksini örtmek için büyük
ve parlak bir “kendine güven maskesi” takıyoruz. Kendine en güvenli, en havalı
insanların çoğu zaman en güçsüz, en kompleksli insanlar olduğuna tanık olmak
mümkün. Böyle bireylerin en büyük kaygısı çevre tarafından kabıl görmek ve
beğenilmektir. Isha da geçmişte böyle hisseden insanlardan biri olduğunu itiraf
ediyor: “Kendime güvensiz olduğumu kimsecikler anlayamazdı çünkü ben hep dışa
dönük, cesur ve alabildiğine cüretkâr lanse ederdim kendimi. Sonra içime dönüp derinlerdeki
duyguları anlamaya çalıştım. Benliğimin karanlık dehlizlerindeki kaygı
baloncuklarını keşfettim. Terkedilme ve reddedilme kaygısı içinde boğulduğumu
fark ettim.
Bu sistem bireylere
işte bu kaygıları kabullenerek kendileriyle yüzleşmeyi öğretiyor.
İçindeki kaygılı bireyle yüzleşebilme cesaretini gösteren
insan, kendine yüzde 100 güveni keşfediyor...
Kendini sürekli yeren, başkalarıyla kıyaslayıp aşağılık
kompleksi çeken bir insan sağlıklı bir ilişki kurabilir mi?
Böyle hisseden bireyin ne kendine ne de başkasına hayrı
dokunur. Isha da sevgi açışımının tarifini işte aynen bu noktaya parmak basarak
yapıyor: “Birini kayıtsız şartsız sevebilmek için önce kendini sevmen gerekir.
Kendini olduğun gibi kabul etmeden, başka birini
benimseyemezsin...
İlişkiler hep
beklentiler üzerine kurulu: Karşımızdakine duygusal yatırım yapıyoruz ve
karşılığını bekliyoruz. Beklentimiz gerçekleşmeyince bozulup çekiliyoruz.
Demek ki bu “kayıtsız
şartsız sevgi” değil! Isha’ya göre, kayıtsız şartsız sevebilmek için beklentilerden
arınmak gerekiyor.
İlişkiye bu gözle
bakan, üstünde herhangi bir baskı hissetmeyen birey daha özgür hissediyor,
böylece ilişki daha çok güçleniyor.
ìIsha’nın öğretisi ile ünlü Filozof Ayn Rand’ın “bireycilik”
doktrini ile ilişki kurmak mümkün. Ne var ki Isha, herhangi bir felsefe
öğretmediğini, tasarladığı sistemin bireyin farkındalığını yüzeye çıkarmakla
alakalı olduğunu söylüyor:
Sevgi bilinci konsepti, rasyonellik olgusunun çok ötesinde.
Bu bir felsefe değil, anlamak için sadece deneyimlemek gereken bir sistem! Ayn
Rand’ın bireyciliğine tabii ki katılıyorum.
Önce kendini sevmeden başkasını sevemezsin.
Kendimi eksi ve artılarımla kabul ettiğim zaman karşımdakini
de kayıtsız şartsız sevebilirim.
Isha, dünyadaki savaşların içsel çatışmaların bir yansıması
olduğu görüşünde: “Haberlerde seyrettiğimiz kanlı sahneleri değiştirmek için
önce kendi içimize dönelim. Hayata daha barışçıl bakıp defans duvarlarını
kırmaya uğraşalım.
Müdafaa etmeye gerek yok. Sevginin müdafaaya ihtiyacı yok
ki...
Sevgi birlik ve beraberlik getirir zaten.
Doğru ya da yanlış mı diye düşünmeden sadece sevmek gerekir.
Kendini savunmak ve doğru olduğunu kanıtlamak, bir tür
fanatik davranıştır.
Bunu yaparken aslında kendinden kaçıyorsun. İçine dönmeli ve
orayı sevmelisin.
Kasım 2008’de Uçmak Varken Yürümek
Niye? kitabını ABD’de yayımlayan Isha Judd, Mayıs ayında “sevgi bilinci”
sistemini açıklamak ve kitabını tanıtmak için İstanbul’a gelecek. Isha’nın
sistemi ile benliğin derinlerine kanat açmak isteyenler bu kitaba bir şans vermeli...
Pozitif düşünce, kendine güven, kişisel potansiyel
geliştirme gibi konular daha evvel de birçok yazar tarafından işlendi. Isha
Judd sisteminin farkı ise yüzeyin derinlerine inip bireyin özüne ulaşması.
Yorumlar