4 Kasım 2015 Çarşamba

LİDER OLMAK ÖĞRENİLEBİLİR

Günümüz toplumunda liderlik özellikleri ve yöneticilik yetkinlikleri kurumlarda olmazsa olmaz şartlardan biridir.
Yöneticilik ve liderlik bazen eşanlamlı kullanılsa da aslında birbirinden farklı ama tamamlayıcı kavramlar.
İşletmelerde yönetici bir işi veya projeyi yöneten ve kumanda eden kişidir.
Liderlikte ise kişilerarası ilişkiler önemlidir.
Yöneticilik planlama, geliştirme ve organizasyon demektir.
Ancak liderliğin hiçbir zaman, hiçbir alanda kolay olduğu söylenemez.
Bir şey açık ve kesindir ki: liderlik kuralcılık veya despotluk değildir. Bir liderin rolü yol gösterme,
ilham verme, iletişim kurma, güven kurma ve hedefleri başarmak için yönlendirmedir.
Birçok yönetici aynı zamanda lider olduğunu zanneder. Ancak bu her zaman geçerli değildir.
Bir yönetici bir hedefin tamamlanması için otoritesini kullanmadan takımı ikna edebiliyorsa liderlik özelliği gösteriyor demektir.
Bir lider yönetici olabilir ama bir yönetici her zaman liderlik özelliği taşımayabilir.
Bir takımın çalışmasından sorumlu olmak, sizi otomatik olarak bir lider yapmaz. İnsanlar liderlerini kişisel duygularını ve öznel değerlendirmelerini temel alıp içlerinden gelerek seçerler.
İnsanlar bir liderde fiziksel görünüş, sosyal ve kişisel özellikler gibi bazı temel özellikler arar. Araştırmalar, uzun boylu ve iyi görünüşlü erkeklerin karizmatik liderler olduklarını gösteriyor.
Eğitim büyük önem taşır ancak karizma, çekicilik, itibar ve nezaket gibi kişisel özellikler kadar önemli değildir.
Liderler, kendine güveni olan ve çalışanlarını dinleme özelliğine sahip kişiler olmalıdır.
Fiziksel görünüş elbette değiştirilemez ama uygun kıyafet seçimiyle iyileştirilebilir, diğer davranışlar da eğitimle geliştirilebilir.
Liderlik eğitimi gerçekten gerekli mi?
Amerikalı gazeteci ve halkla ilişkiler danışmanı Mihaela Lica'ya göre cevap evet çünkü ona göre lider olunur, lider doğulmaz.
 Doğuştan lider gibi bir tanımlama mümkün değildir. Bu sadece diğer insanları kolay etkileyebilen kişiler için kullanılan bir tanımlamadır.
Herkes başkalarına yol gösterecek özelliklere zaten sahiptir ve lider olmak o kadar da zor değildir
 Bu hedefi başarmak için eğitim ve öğrenme birlikte ilerlemelidir.
Bir lider neler öğrenmelidir? Bir mesajın etkili ve kesin bir şekilde ulaşması başarılı bir lider olmanın hayati parçasından biridir. İyi bir konuşmacı olmak yeterli değildir. Anlama, vücut dilini kullanma, dinleme ve yazma gibi faktörler, iyi bir iletişimin can damarını oluşturur.
İyi bir lider, bir mesaj iletirken başka insanların yarattığı engelleri aşmayı öğrenmelidir
 Bunun için üç basit kural vardır: zihninizi arındırın, mesajınızı basit bir dille iletin ve mesajınızın anlaşıldığından emin olun.
Kültürel farklılıklar bazen verimli iletişim kurmayı zorlaştırabilir. Ülkeden ülkeye bile doğru iletişim kurma tanımı değişebilir.
Almanlar ve Kuzey Avrupalılar Latin ülkelerine göre jestlerinde daha çekimser olurken, Amerikalılar ve Avustralyalılar ne düşünüyorlarsa onu söylerler. “Kendin ol” yaklaşımı bu ülkelerde işe yarayabilir, doğruyu söylemek en iyi pazarlama yaklaşımıdır.
Dürüst ama nazik olmak geçerli bir yaklaşımdır.
Ama her koşulda başkalarını taklit etmekten kaçınmalı,başkası gibi olmamalısınız.
Şu sözü şimdiye kadar pek çok kez duymuşsunuzdur: “İlk intiba çok önemlidir”. İş hayatında bu çok kereler kanıtlanmış bir teoridir.
Bir görüşmenin ilk 5 saniyesi sonraki 10 dakikadan daha önemlidir. Kusursuz bir görünüş resmi olmasa bile her zaman iyi bir etki bırakır.
 Kıyafetlerde renkuyumu, uygun ayakkabılar ve elbiseler, düzgün bir saç kesimi, parfümünüzde aşırıya kaçmamak, size hatasız bir dış görünüş kazandıracaktır.
Liderlik eğitimiyle ilgili elbette bir makaleye sığamayacak kadar unsur vardır. Verimli bir iletişimin sırlarını öğrenmekten jest ve mimikleri anlayıp kullanmaya; iyi bir dinleyici olmaktan önyargıları aşmaya; verimli okumayı öğrenmekten not alma ve hafızayı güçlendirmeye, telefonla konuşmaktan mektup yazmaya kadar geliştirilebilecek pek çok unsur vardır.
Çünkü günümüz toplumu sürekli değişiyor, modern yöneticiler ve liderlerin de bu çerçevede yeteneklerini sürekli geliştirmeli ve organizasyonları için hayati önem taşıyan bilgi birikimini kazanması gerekiyor.
Douglas McGregor, The Human Side of Enterprise-Şirketlerin İnsan Yönü adlı kitabında Teori X, ve Teori Y isimli iki davranışsal teoriden bahsediyor.
Teori X, kontrol ederek yönetmeyi temsil ediyor. Freud'a göre insanlar doğal olarak tembeldir ve verimli çalışmaları için kontrol edilmeleri ve cezalandırılmaları gerekir. Bazı yöneticiler bu söylemin doğru olduğuna inanır.
 Ancak modern dünyada bu yaklaşımlar sizi hiçbir yere götürmez. Bu yaklaşıma sahip yöneticilerin çalışanları bıkkınlık yaşar, işyerinde rahat olamaz, içine kapanık bir ruh haline girer, istedikleri için değil aksi taktirde karşılaşacakları problemlerden çekindikleri için çalışırlar. Yöneticiler bu yaklaşımın peşinden gittikleri taktirde, çalışanların gerçek potansiyelleri açığa çıkmayacaktır.
McGregor'un Y Teori'si ise insan ilişkilerine ve iletişime önem verir. Ahenkli bir çalışma ortamı yaratan yöneticiler çalışanlarını motive eder.
 Bu yaklaşıma göre mutlu bir takım, bıkkın ve korkak bir takıma göre hedefleri daha hızlı ve ustaca başarabilir. Teori Y, uygulayıcılarına kendine güven kazandırır, çalışanlarını dinlemeyi ve onların yaratıcılıklarını ödüllendirip desteklemeyi öğretir.
 Kişinin ve şirketin hedefleri ortak bir noktada birleştirilebilir.
Bu modern toplumların önünü açacak bir düşüncedir. İnsanlar saygı duymak ve değerli olmak isterler.
Motivasyon ama niçin?
İyi bir lider çalışanlarını bir birey olarak görmelidir, bu çalışmalarının karşılığını da çok geçmeden alacaktır.
Çalışanlarınızın başarıları karşısında teşekkür etmeyi unutmayın. Bu onları motive edecektir, onların saygınlığını kazanmanız yolunda ileri bir adımdır.
Motivasyon insan doğasını anlamak demektir.
Motivasyon bir şirketin varlığında ve başarısında zaruri bir faktördür ve öğrenilmesi şart olan bir yetenektir
Paranın en iyi motivasyon aracı olduğu söylentilerini unutun.
Günümüzde en önemli motivasyon aracı iş güvenliğidir.
Maddi bir ödüllendirme karşısında çalışanlar elbette olumlu tepki verecektir ama işlerini, şirketlerini veya yöneticilerini sevmiyorlarsa yapabileceklerinin en iyisini yapmıyorlar demektir.
Yorum Gönder

Popüler Yayınlar

ARGUN